Trajik Bir Ömrün Tuvaldeki İzi: Hale Asaf
1905 yılında İstanbul'un Kadıköy semtinde dünyaya gelen Hale (Salih) Asaf, Türk resim sanatının ilk kadın ressamlarından biri ve trajedilerle dolu kısa ömrüne büyük başarılar sığdırmış bir öncüdür. Osmanlı saray çevrelerine ve köklü ailelere dayanan bir soya sahipti; dedesi Doktor Rasim Paşa, amcası Sadrazam Halil Hamid Paşa ve teyzesi ilk kadın ressamlardan Mihri Müşfik Hanım'dı. Bebeklik yıllarında kaptığı ağır bir hastalık nedeniyle henüz beş yaşındayken ciğerlerinden ameliyat edildi ve bu kronik sağlık sorunu ömrü boyunca peşini bırakmadı. Notre Dame de Sion'da eğitim alıp çok küçük yaşta İngilizce, Fransızca, Rumca ve İtalyanca öğrendi. İlk resim derslerini 1919'da Roma'da teyzesi Mihri Müşfik Hanım'dan alan Hale Asaf, daha sonra Paris'te Namık İsmail'in, Berlin Güzel Sanatlar Akademisinde ise Arthur Kampf'ın öğrencisi oldu. Berlin'deki öğrencilik yıllarında Fikret Mualla ile sınıf arkadaşıydı.
1924 yılında Türkiye'ye dönerek Sanayi-i Nefise Mektebinde Feyhaman Duran ve İbrahim Çallı'nın atölyelerine devam etti. Babasının siyasi nedenlerle Mısır'a gitmesi ve annesiyle ayrılmaları üzerine, babasının adı olan "Salih" yerine dedesinin adı "Asaf"ı kullanmaya başladı. 1925 yılında kazandığı Avrupa sınavı sayesinde devlet bursuyla yurt dışına resim eğitimine gönderilen ilk kadın sanatçı unvanını elde etti. Münih ve Paris'te Lovis Corinth, André Lhote, Henri Matisse ve Raoul Dufy gibi dünyaca ünlü ustalarla çalıştı. Paris'te seramik sanatçısı İsmail Hakkı Oygar ile nişanlandı ve 1928'de yurda döndü.
Türkiye'ye döndükten sonra Bursa Kız Öğretmen Okuluna resim öğretmeni olarak atandı. 1929'da kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliğinin ilk kadın kurucu üyesi oldu. Ancak Bursa'daki muhafazakar ortamda sanatsal faaliyetlerini sürdürmekte büyük zorluklar yaşadı; hatta Bursa Çorapçılar Çarşısı'nda açık havada resim yaparken bir kadının resim yapmasını yadırgayan sokak kalabalığının sözlü ve fiziki saldırısına uğrayıp baygınlık geçirdi. Bu olayın travmasıyla İstanbul'a naklini isteyerek Güzel Sanatlar Akademisinde Namık İsmail'in yanında öğretmen yardımcısı olarak göreve başladı ve Fikret Adil'in meşhur Asmalımescit 74 çatı katı çevresine katıldı.
Ancak yaşadığı psikolojik bunalımlar, evliliğindeki huzursuzluklar ve sağlık sorunları sebebiyle 1931 yılı sonlarında eşini ve akademideki görevini tamamen terk ederek bir daha dönmemek üzere Paris'e gitti. Paris'te geçirdiği göz ameliyatının ardından İtalyan anti-faşist edebiyatçı Antonio Aniante ile tanıştı ve onunla yaşamaya başladı. Aniante ile geçirdiği yıllar büyük bir maddi sefalet içinde geçti; geçimlerini sağlayabilmek için Arnavutluk Kralı Ahmet Zogu'nun portresini çizip saraya gönderdi ve gelen övgü mektubu ile 5000 franklık çek sayesinde bir nebze rahat nefes aldı. Ne var ki çocukluğundan beri süregelen göğüs rahatsızlıkları kansere dönüştü. 31 Mayıs 1938'de henüz 33 yaşındayken Paris'te hayatını kaybetti ve Thiais Mezarlığı'na defnedildi.
Hale Asaf; kübist, konstrüktif ve dışavurumcu unsurları kendine has duyarlılığıyla harmanladığı portreleri, Bursa manzaraları ve Paris resimleriyle tanınır. Kısa yaşamına rağmen Türk resmine figüratif ve modern anlamda çok güçlü eserler bırakmıştır. Ölümünün ardından eserlerinin büyük kısmı İkinci Dünya Savaşı çalkantılarında ve kayıplarında kaybolmuş; günümüze yalnızca sınırlı sayıda portre ve manzarası ulaşabilmiştir.
Yükleniyor...
