Doğanın Lirik Fırçası ve İlklerin Öncüsü: Şeker Ahmed Paşa
1841 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Şeker Ahmed Paşa (asıl adıyla Ahmed Ali), Türk resim sanatının batılılaşma sürecindeki en önemli temel taşlarından biri, asker ve yüksek düzeyde bir bürokrattır. Mizaç olarak son derece samimi, sevecen ve tatlı dilli bir insan olduğu için çevresi tarafından kendisine verilen "Şeker" lakabıyla tanınmıştır. Öğrenim hayatına Tıbbiye Mektebi’nde başlayan Ahmed Ali, resme olan olağanüstü yeteneği fark edilince Harbiye Mektebi’ne geçti ve burada ders yardımcılığı yaptı. Resim becerileri Sultan Abdülaziz’in de dikkatini çekince 1864 yılında resim eğitimi alması için Paris’e gönderildi. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde Jean-Léon Gérôme ve Gustave Boulanger gibi ustaların atölyelerinde eğitim aldı. 1867 Paris Uluslararası Fuarı ve prestijli Paris Salon sergilerine eserleri kabul edildi; hatta Avrupa gezisi sırasında sergiyi ziyaret eden Sultan Abdülaziz tarafından saray için resim seçip satın almakla görevlendirildi.
1870 yılında akademiyi dereceyle tamamlayarak Prix de Rome bursuyla üç ay süreyle Roma’da incelemelerde bulundu. 1871’de yurda döndükten sonra kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesiyle Sultanahmet’teki Sanat Mektebi’ne resim öğretmeni olarak atandı. Şeker Ahmed Paşa, Türk sanat tarihinde kurumsal anlamda devrim niteliğinde iki büyük adıma imza attı: 27 Nisan 1873 tarihinde Sultanahmet’teki Mekteb-i Sanayi’de açtığı sergi, Osmanlı topraklarında açılan ilk resim sergisi olarak tarihe geçti. 1875’te ise Çemberlitaş’taki Darülfünun salonunda Türk, Hristiyan ve yabancı ressamların eserlerini bir araya getiren ikinci geniş kapsamlı sergiyi düzenledi. Padişah yaverliğine getirilen sanatçı, askerlik kariyerinde de kademeli olarak yükselerek Mirliva (Tuğgeneral) ve ardından Ferik (Tümgeneral) rütbelerini aldı.
Şeker Ahmed Paşa’nın yetiştiği 19. yüzyılın ikinci yarısı, Türk resminde "Asker Ressamlar" veya "Paşa Ressamlar" döneminin zirvesiydi. Ancak Paşa, yaşadığı dönemin siyasi çalkantılarına tuvallerinde hiç yer vermeyerek bakışlarını tamamen doğaya ve kendi iç dünyasına çevirdi. Paris yıllarında açık havada resim yapmayı savunan Barbizon Ekolü’nden derin bir şekilde etkilendi. Sanatçının peyzaj anlayışı; masalsı bir atmosfer, derin bir orman sessizliği ve kendine has lirik bir geometriyle dengelenen özgün bir mekân tasarımı sunar. Manzara resimlerinin yanı sıra İstanbul Mercan’daki konağındaki atölyesinde ürettiği natürmortlar (ölüdoğa), Türk resminde türünün en nitelikli örnekleri sayılır. Eserlerinde ışık, doku ve renk uyumunu büyük bir ustalıkla işlemiştir.
Başlıca yapıtları arasında "Karpuz Dilimli ve Üzümlü Natürmort", "Ormanda Geyik", "Ağaçlar Arasında Karaca", "Manolya ve Meyveler" ile "Narlar ve Ayvalar" yer almaktadır. 5 Mayıs 1907 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeden usta sanatçının cenazesi Eyüpsultan’daki Sokollu Mehmed Paşa Türbesi’ne defnedilmiştir. Günümüzde eserlerinin büyük bir kısmı İstanbul ve Ankara Resim Heykel Müzeleri, Sakıp Sabancı Müzesi ve prestijli özel koleksiyonlarda Türk resminin gurur abideleri olarak sergilenmeye devam etmektedir.
Yükleniyor...
