SAMED ARDA SELİM
15 Mayıs – 28 Mayıs 2015 · C SALONU · GALERİ SOYUT / ÇANKAYA
Samed Arda Selim’in ‘Dönüşüm’ ismini verdiği kişisel resim sergisi, 15-28 Mayıs 2015 tarihleri arasında Galeri Soyut C salonunda izleyici ile buluşuyor.
Sergi metninin tamamı ↓














Samed Arda Selim’in ‘Dönüşüm’ ismini verdiği kişisel resim sergisi, 15-28 Mayıs 2015 tarihleri arasında Galeri Soyut C salonunda izleyici ile buluşuyor.
Sanatçının üretimleri, verili olanın sessizce kabul edilmesine karşı geliştirilen bilinçli bir itirazın görsel kayıtlarıdır. Var olan düzenin içinde konumlanmayı değil, o düzeni yeniden düşünmeyi ve gerekirse parçalamayı seçen bireyin, kendi yaşam mitolojisini kurma girişimidir. Burada sanat, bir ifade biçimi olmanın ötesine geçer; insanın kendini anlamlandırma sürecinde başvurduğu temel yapısal araçlardan biri hâline gelir.
Her yapı, her katman ve her form, insanın hayatı boyunca aldığı kararların soyut bir izdüşümüdür. Mekânlar nasıl ki bir plan, bir ihtiyaç ve bir niyet doğrultusunda inşa ediliyorsa; yaşam da seçimlerle, vazgeçişlerle, beklenmedik kırılmalarla ve tesadüflerle şekillenir. Bu nedenle ortaya çıkan formlar, yalnızca mimari ya da plastik düzenlemeler değil; bireyin kendi varoluşunu kurarken geçtiği eşiklerin, durakların ve sapmaların sembolik karşılıklarıdır.
Bu çalışmalar, mekânı durağan bir nesne olarak ele almaz. Mekân, burada bir arketip gibi işlev görür: zihinsel, duygusal ve varoluşsal katmanların kesişim noktasıdır. Fiziksel yapı ile içsel yapı arasında kurulan bu paralellikte, mekân bir “yer” olmaktan çıkar; bir bilinç hâline, bir düşünme biçimine ve bir yaşam formuna dönüşür. Böylece izleyici, yalnızca bakmaz; kendi iç düzenini de sorgulamaya davet edilir.
Bu yaklaşım, klasik mimari estetikten ya da yerleşik formlardan beslenmez. Aksine, bireyin kendi iç dünyasında, kendi ihtiyaçları, korkuları ve arzuları doğrultusunda tasarladığı olası varoluş biçimlerini görünür kılar. Bu formlar tamamlanmış yapılar değildir; geçicidir, kırılgandır ve dönüşüme açıktır. Tıpkı insan gibi: bozulur, iyileşir, yeniden kurulur.
Manifestonun temel varsayımı şudur: Ne mekân ne de kimlik sabittir. Her ikisi de sürekli yeniden yazılan anlatılardır. Bu üretimler, “özgür irade”yi bir sonuç olarak değil, kesintisiz bir süreç olarak ele alır; “yeniden yaratma”yı ise bir ayrıcalık değil, varoluşun zorunlu bir eylemi olarak konumlandırır. Sanat burada bir cevap sunmaz; insanın kendini ve dünyayı yeniden kurma ihtiyacının sürekliliğini hatırlatan yapısal bir düşünme alanı açar.

