Rengin Solmaz Sönmez’s solo sculpture exhibition titled «Başka Mavi» is on view at Galeri Soyut Hall B between September 18 and 30, 2026. The exhibition makes visible the artist's quest—blending her academic background with ceramic and sculpture practices—to reconnect human existence with nature, animals, and cosmic infinity. The artist defines sculpture not as a monumental and unattainable form, but as a living "play" space that touches the daily pace of life, its silent screams, and dust-covered emotions. Conceiving her sculptures not as objects to be overcome, but as "playmates" that change form with a shamanic tradition and join the game of life, Sönmez materializes the desire of the human soul, trapped in our shrinking world, for escape and liberation through the imagery of «Başka Mavi». The ceramic works in the exhibition consist of figurative elements placed on layered architectural pedestals produced using slab-building and freehand-forming methods. Figures of childhood innocence, winged predators, protective birds, horses, and loyal companions (dogs) touch one another through vibrant cobalt blue, turquoise, matte white, and terracotta textures. Enhanced with slender wands, unexpected circles, and natural textures, these hybrid beings offer the viewer both a philosophical inquiry and a direct channel of emotional communication stripped of words. Born in Istanbul in 1965, Rengin Solmaz Sönmez graduated from Marmara University, Department of Sculpture, and completed her master's degree at ITU, Department of Visual and Environmental Arts. Continuing her production in Bursa, the artist has been a lecturer at Uludag University Faculty of Education, Department of Fine Arts Education since 1993, has realized monumental public space projects such as the Nilufer Peace Park Infinity Monument, and has participated in international exhibitions. This special selection, which aims to re-root existence in universal purity and love, can be visited at Galeri Soyut until September 30, 2026.
İnsan, dünyaya sığamamak sancısıyla başlar yürümeye. Bu koca evrende hissettiğimiz derin yalnızlık, aslında kendimizi bulamamak dehşetinden değil; henüz keşfedilmeyen özümüzün büyüklüğündendir. Sınırları çizilmiş bu yeryüzü bize dar gelirken, yönümüzü dünya üstü bir sonsuzluğa çevirmeli ve kozmosla bir olmak için ruhumuzu özgür bırakmalıyız. İşte tam bu sıkışmışlıkta, bizi gerçeğe uyandıran iki rehber belirir: Çocuklar ve doğanın sessiz kalpleri olan dostlarımız. Onlar, evrensel saflığın yaşayan felsefesidir; kendini bulmak ise dışarıda bir yerleri fethetmek değil, içindeki o çocukla, doğayla ve tüm evrenle bağ kurmaktır. Her şeyi kurtaracak tek şey sevgidir; sevgiyle köklenip evrenle bir olarak sınırların ötesindeki o "Başka Mavi"de buluşmak gerekir.
Heykel, geçmişte olduğu gibi insandan uzağa ve yükseğe konulan, ulaşılamaz büyük duygular ile idealleri barındıran dokunulamaz bir biçim değildir. İnsanoğlunun yaşamı gibi hızlı yuvarlanışların, hızla yükselen çığlıkların, sessiz duruşların ve bir kenara bırakılan tozlanmış duyguların içinde gezinip onların içine sızmak ya da onları giymektir. Tıpkı Şamanizm’deki gibi don ve biçim değiştirmektir. Giydiğin varlığın duygularıyla can alan, o canı taşıyarak yaşama katılan devinen biçimler çokluğudur. Dolayısıyla figür; kendi küçük evrenine, dağlara, ağaca, taşa ve tuza sığmayan, yer değiştiren hibrit bir varlıkta biçimlenir. İçinden geçtiğin, sarıldığın, yan yana düştüğün, koştuğun, her an kalkacakmış gibi oturduğun ve dahi uçtuğun bir varlıkla yaşamak gibidir üretmek.
Belki de bu nedenle çalışmalara "heykel" demek doğru bir tanımlama değildir. Onlar, duygusal şekil değiştirilen yaşam oyununda kuralları bozma biçimidir. Tekrar, yeniden ve yeniden doğulan yaşam denilen ölüm oyununda diğer oyunculara dokunan biçimlerdir; birer oyun arkadaşıdır. O nedenle bu biçimler sadece heykel, üreten kişi de yalnızca bir heykeltıraş değildir.
Zaman zaman izleyici ve birlikte oynanan oyuncu ile kelimelerden daha yakın, daha gerçek, daha inanılır ve kesinlikle özgür bulunan semboller kullanılarak iletişim kurulur. Bazen içinden geçilen ve kaybolunan sürpriz bir daire formu, bazen insandan önce adım atan ve yol gösteren ince uzun bir dal, bir değnek veya asa karşılar izleyiciyi. Bazen kum, bazen taş, bazen toprak, bazen de gökyüzü biçiminde belirir. Tüm bu formlar, evrensel saflığa ve özgürlüğe açılan kapılardır.