Orhan Umut

« Hemhal - Sympathy »

Resim Sergisi - Painting Exhibition

 10 – 29 Ocak 2020      A Salonu

Galeri Soyut, 10 – 29 Ocak 2020 tarihleri arasında Orhan Umut’un “Hemhal” isimli kişisel resim sergisine ev sahipliği yapıyor.
Gallery Soyut hosts Orhan Umut’s personal painting exhibition titled “Sympathy” between 10th January – 29th January 2020.

KISAYOLLAR:

Sergideki eserleri görüntülemek için tıklayınız.

Sanatçı özel sayfası için  tıklayınız.

Sergiyi 3 boyutlu gezmek için tıklayınız.

Orhan Umut 1972 Diyarbakır’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Birçok kurum, kuruluş, müze ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunan Orhan UMUT, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. 50. kişisel sergi gerçekleştiren sanatçı, çalışmalarını Diyarbakır’daki atölyesinde sürdürmektedir. Sanatçı Galeri Soyut tarafından temsil edilmektedir.
Ödüller:
2010 Anadolu Üniversitesi “Yunus Emre” Resim Yarışması “Başarı Ödülü”
2007 68. Devlet Resim Heykel Yarışması ‘’Jüri Özel Ödülü’’
2007 İzmir Büyükşehir Belediyesi Resim Yarışması “3.lük Ödülü”
2006 Eczacılar Birliği 50.Yılı Resim Yarışması “Başarı Ödülü”
2005 Diyabet Vakfı Resim Yarışması “Mansiyon”
2004 65. Devlet Resim Heykel Yarışması “Başarı Ödülü”
1998 D.S.İ Resim Yarışması “3.lük Ödülü”
1997 T.P.V Resim Yarışması “Jüri Özel Ödülü”

Orhan Umut was born in 1972 in Diyarbakir, Turkey. He is a painter and visual artist based in Diyarbakir. He received his bachelor’s degree in Painting from the Department of Painting at Dokuz Eylul University 1993 – 1997. The artist participated in many group exhibitions, 51. solo exhibitions. His works were exhibited in renowned museums and art fairs. Currently Orhan Umut continues his master’s degree in Painting at the Faculty of Fine Arts at the Gazi University, Ankara.
Awards
2010 Anadolu Üniversitesi “Yunus Emre” Resim Yarışması “Award of Merit”
2007 İzmir Metropolitan Municipality Painting Competition “3rd Prize”
2007 68th Government Painting Sculpture Competition “Special Jury Prize”
2006 Eczacılar Birliği 50th Anniversary Painting Competition “Award of Merit”
2005 Diyabet Vakfı Painting Competition“Honorable Mension”
2004 65th Government Painting Sculpture Competition “Award of Merit”
1998 D.S.İ Painting Competition “3rd Prize”
1997 T.P.V Painting Competition “Special Jury Prize”

Hemhal

“Cesur yeni bir dünya”dır artık yaşadığımız.
Hayatı aynılaştıran endüstriyel bir dünya.
Popüler kültür ürünü hayatlarımız sonucunda orijinal ve otantik olanın ruhunu teslim ettiği; standart ve rutin olanın, farklılık süsü verilmiş farksızlığın hakim olduğu bir dünya.
Görkem ve onurun insanın yüklemi olmaktan çıktığı; edinilen yeni misyonun ekonomik olarak kendini sürdürme ve gerçekleştirme olduğu ve kendi kişisel mutluluk serüvenini, kişisel bekasını düşünmek dışında davranmayan; muteber olana değil rağbet görene meyleden; ritüelden yoksunlaşan; pragmatizmin surlarına bayrak diken; dünyayı, maddeyi, doğayı ve insanı bir fotoğraf karesine indirgeyen ve onları birer matematiksel formülasyonmuş gibi, birer ilaç reçetesiymiş gibi açıklayan; duyarsız, sadece kendi gönlünün bahçıvanı olan “protez” insanlar topluluğunca dekore edilmiş metalik bir dünya.
Bağlılıktan değil, yok olma korkusundandır, bir aradalığımız. Ortak şeyleri olmayanlarındır artık ortaklığımız ve maskelerimizdir ilişki kuran. Uğuldayıp duran kalabalıklar içinde yalnızlık adı verilen “Gayya” kuyusundayız.
“Avcı olmak için yaratılmıştık. Ama kendimize alışveriş toplumu kurduk” diyor “Dövüş Kulübü” filmi için David Fincher.
Ayçiçekleri gibiyiz. Vadeden tarafa yöneliyoruz.
Birbirimize söylediğimiz şeyler birbirinin nakaratından, korodan, mırıltıdan, ve lafı uzatan yankılardan ibaret. Dar çevrelerde geçici modalar oluşturan düşünceler, basmakalıp amentüler ve soap operet yargılardır artık dile getirilen. İçtenlikli sohbetlerimizin yerini son aldığımız hi-tec bir ürün yada “mülteci bir muz” aldı.
Ah! Şu “küçük Hitlercikler” halimiz.
Oysaki “tek başıma kendimi değil, tek başıma bir başkasını nasıl geliştiririm” değilmiydi insaniliğe dair akidemiz.
Jackson Pollock, “herkes güzeli görüyor ve fakat kimse acıya bakmıyor” demiştir bir defasında ve eklemiştir “bir tümörüm olsaydı şayet, adını “Marla” koyardım. Ne kadar yatıştıran, sarıp sarmalayan, umut veren ve şu ya da bu eğilimlerimizi cesaretlendiren bir dil.
“Gelin sizinle hile yapalım. Yalnızlıklarımızın ortasında gülümseyen yüzleri, dost elleri söz konusu etmeden yapalım. Aylardan Mart der demez, ellerimizde bordo güller ve dudaklarımızda yarım kalmış aşk şarkılarıyla bir avuç bilye olup kentin tenha sokaklarına dağılmışız gibi yapalım. Oturup, eski zaman çayhanelerinden birinde, radyoda çalınan fasıl heyetine ayaklarımızı yere vurarak tempo tutmuşuz gibi yapalım. Kurşun sıksan geçmeyen geceleriyle bilinen sokaklarında, kurup kendi “Alice harikalar Diyarımızı” kapı eşiklerine,muhabbet krizleri arasında günlerin anasını satmışız gibi yapalım”.
Unutmayalım!
“rahat olur özü sözü bir olanlar hele birde özünde hemhal olanlar.”

A brave new world is the one we are living in now.
An industrial world that dedifferentiates life.
A world of popular culture, where the original and authentic accords to their souls; dominated by the standard and the routine, where indifference prevails but decorated with differentness. A world where the Glory and Honor is no longer a predicate of human beings.
A world where the new mission is to sustain and realize oneself economically.
A metallic world that is decorated by a “prosthetic”community of people who do not act except to think about its own personal happiness, adventure and personal survival; not inclined to the respectable but the favorable; devoid of ritual; plant the flags on the walls of pragmatism; reduce the world, matter, nature and man to a photographic frame and explain them as if they were mathematical formulations or prescriptions for drugs.
The people who are insensitive and the gardener of their own heart only.
Our coexistence is not a result of our commitment, but the result of our fear of extinction. Our partnerships are not the ones that have common entities and it is our masks now that constitutes the relationship between. We are in this “Gaia” called loneliness among the buzzing crowds.
“We were created to be hunters. But we’ve built ourselves a society of shopping”, says David Fincher for the film “Fight Club”.
We’re like sunflowers. We’re gravitating to the promising side.
What we say to each other only consists of each one’s chorus, murmurs, and echoes that extend the words we use. The thoughts that create temporary fashions in narrow circles, stereotyped creeds and soap operetta judgments are the only things that are voiced no longer. Our sincere conversations have been replaced by a recently purchased high technology product or a “refugee banana”.
Ah! This “little Hitlercums” state of us.
However, wasn’t “How do I improve someone else by myself, not myself alone?” the question regarding our sine qua non mutto for humanity?
Jackson Pollack once said, “Everyone sees beauty but no one ventures to look at pain” and he added “If I had a tumor, I would name it “Marla”.
What a language that soothes, wraps, gives hope and encourages our “this or that” tendencies.
“Let’s load the dice together. Let’s do it without bringing up about the smiling faces and friendly hands amidst our loneliness. By March, let’s pretend to be a handful of marbles and scattered on the secluded streets of the city with burgundy roses in our hands and interrupted love songs on our lips. Let’s sit down and pretend to have a rythm by stomping our feet to chapters on the radio in one of the old-time teahouses. Let’s pretend we do not give a damn about the World, by building our own “Alice’s Wonderland” on the doorsills of the well-known immortal streets of the depressed city, between our conversation crisis”.
Let’s not forget!
“The ones that possess free-heart are the ones that wear their hearts on their sleeves, especially the ones serving SYMPATHY”.
– Kemal Arıkan

Aşağıdaki görsellere tıklayarak büyütebilirsiniz. Eser hakkında detaylı bilgi almak için, görselin altında yer alan eser kodunu (örn:sy1810-13) belirterek bizimle e-posta (galerisoyut@gmail.com), telefon (0312 438 86 70), whatsapp (0532 550 99 94) veya aşağıdaki formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz. Click on the thumbnails below to enlarge it. You can contact us by e-mail, phone or using the form below.

ESERLER - ARTWORKS

Aşağıdaki görsellere tıklayarak büyütebilirsiniz. Eser hakkında detaylı bilgi almak için, görselin altında yer alan eser kodunu (örn:sy1810-13) belirterek bizimle e-posta (galerisoyut@gmail.com), telefon (0312 438 86 70), whatsapp (0532 550 99 94) veya satın al sekmesindeki formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz. Click on the thumbnails below to enlarge it. You can contact us by e-mail, phone or using the form on the Buy tab.

3D SERGİ TURU - 3D VIRTUAL TOUR

Bu sergiyi sanki galeri mekanında gezermiş gibi bilgisayarınızdan, tabletinizden veya akıllı telefonunuzdan sanal olarak gezebilirsiniz. Galeri içinde yürüyebilir, eserleri yakından inceleyebilirsiniz. 3D Sanal tur hakkında sormak istedikleriniz için e-posta veya telefon ( 0 312 438 86 70 ) ile iletişime geçebilirsiniz.  You can visit this exhibition from your computer, tablet or smartphone as if you’re traveling through the gallery. You can walk inside the gallery and look the works closely. if you want to ask about the 3D tour you can contact us by e-mail or telephone.

3D SERGİ TURU HENÜZ YÜKLENMEMİŞTİR.

ou2001-01 ou2001-02 ou2001-03 ou2001-04 ou2001-05 ou2001-06 ou2001-07 ou2001-08 ou2001-09 ou2001-10 ou2001-11 ou2001-12 ou2001-13 ou2001-14 ou2001-15 ou2001-16 ou2001-17 ou2001-18 ou2001-19 ou2001-20 ou2001-21 ou2001-22 ou2001-23 ou2001-24 ou2001-25 ou2001-26 ou2001-27 ou2001-28 ou2001-29 ou2001-30 ou2001-31 ou2001-32 ou2001-33 ou2001-34 ou2001-35 ou2001-36 ou2001-37 ou2001-38 ou2001-39 ou2001-40